BAD BUNNY’NIN HATIRLATTIKLARI: “AUTHENTICITY”YE ÖVGÜ

BAD BUNNY’NIN HATIRLATTIKLARI: “AUTHENTICITY”YE ÖVGÜ

Bad Bunny (Benito)’nin, Super Bowl LX devre arası şovu tüm dünyayı yerinden oynattı. Forbes bu 13 dakika 42 saniyeyi, “kültürel hikâye anlatımında eğlenceli bir masterclass” olarak niteledi. Porto Riko kültürüne ait sokak, müzik, yemek, mücadele, tarih, kimlik ve günlük yaşam karelerini canlı kılan bu simgesel deneyim, “authentic” yani özden sahici olana verilen tepkinin yekpare bir duygu olarak ortaya çıkışıydı sanki. Öyle ki bazı figürler simgesel olmanın ötesindeydi. Şovda boy gösteren Villas Tacos’un başında bizzat sahibi Victor Villa duruyordu ve Benito’nun bir içecek aldığı Toñita’s isimli barın içinde servis yapan kişi yine barın gerçek sahibi Maria Antonia “Toñita” Cay idi. Köklerin ve aidiyetin popüler kültürlerle iç içe geçtiği bu sahicilikten çıkan dersler var elbette.

Hem ihtiyaç hem tepki: Authenticity
Özgünlük, sahicilik, gerçeklik; ne şekilde çevrilirse çevrilsin “authenticity” kimi zaman bir ihtiyaç kimi zaman da çağın otonomlaşmış gidişatına bir tepki olarak yükseliyor. Gastronomi de bu yükselişin etkisi altında. University of London’dan Profesör Kathleen Adams, Future 100 2026 edisyonunda bu ihtiyacı şöyle analiz ediyor: “Gıda üretiminin endüstrileştiği ve gıda güvenliğine duyulan güvensizliğin arttığı günümüz çağında, geçmiş yemek tekniklerini, kadim tarifleri ve tatları yeniden canlandırmak; daha saf, endüstriyel olarak daha az kirletilmiş bir zamana dönme arzumuzla örtüşüyor.”

Tastewise’ın Food & Beverage Trend Forecast 2026 raporu da bu yılı “kültürel reset” olarak tanımlıyor. Başka bir deyişle alışveriş sepetlerine doldurduğumuz gıdalar, restoranlarda tercih ettiğimiz tabaklar, “tat” satın aldığımız aracılardan çok daha fazlası. Satın aldığımız şey “anlam, özne olma gücü ve kimlik uyumu”. Tüketicilerin anlam dünyası böylesine öze dönük bir sahicilik arayışındayken, lezzet üretenlerin bu kültürel reset’in parçası olmaması mümkün değil.